Kitap/Dergi

YUNUS EMRE

Miskîn Yunus söyler sözü

Kan yaş ile toldu gözü

Bilmeyen ne bilsin bizi

Bilenlere selâm olsun!

YUNUS EMRE hakkında anlatılan bilgilerin ne kadarın doğru olduğu hakkında kesin deliller yok elimizde.Biz onun hayatını menkıbelerden ve halk rivayetlerinden öğreniyoruz.Rivayete göre Yunus, Tapduk Emre adlı bir Mürşid-i Kamilin kapısında 40 yıl hizmet etmiştir.Ancak Yunus’u Yunus yapan Tapduk Emre adlı bu erenin kimliği de pek bilinmemektedir.

Hacı Bektaş-i Veli Velayetnâmesi‘nde O’ndan şöyle bahsedilir,

“O zaman Anadolu’da adına Emre derler,kuvvetli bir er vardı.Hacı Bektaş,Rûm ülkesine (Anadolu’ya) geldiği zaman, erenler onu ziyaret etmek,huzuruna varmak istediler.Emre’ye,

“Siz dahi bizimle geliniz”diye teklif ettiler.Emre gelmedi.

“Niçin gelmezsin.”diye sorulunca dedi ki,

“Erenlere dost divanında nasip bahş olunduğu zaman Hacı Bektaş Hünkâr görmedik ve işitmedik!”Emre’nin bu sözünü Hacı Bektaş’a bildirdiler.Hacı Bektaş ibrikdârı Sarı İsmail’i gönderip Emre’yi yanında çağırttı.Emre gelince Hacı Bektaş O’na;

“Dost meclisinde erenlere nasip bahş eden erin nişanı nedir?”diye sordu.Emre

“Yeşil perde ardından biri çıkıp cümle erenlere nasip bahş ve kısmet eyledi.O elin ayasında lâtif,nûranî,yeşil bir ben bulunduğunu gördüm.”cevabını verdi.Hacı Bektaş,

“O elin görsen tanır mısın?”dedi.Emre dedi ki,

“Niçin bilmiyeyim?” Bunun üzerine Hacı Bektaş elini açıp Emre’ye gösterdi.Emre Hacı Bektaş’ın avucundaki yeşil nûranî beni görünce,

“Tapduk Hünkârım tapduk.”diye üç kere ikrar eyledi. (Vilayetname/Abdulkadir GÖLPINARLI)

yunus emre.sanat edebiyati

YUNUS’UN UYANIŞI

Beni bende demen bende değilem

Bir ben vardır bende benden içeru

Beni benden alana ermez elim

Kim kadem basa Sultandan içeru

Tapduk Emre‘nin ad alma menkıbesinin geçtiği bu eserde, Yunus Emre ile ilgili anlatılanlar ise şöyledir:Kıtlık zamanı Yunus,Hacı Bektaş‘ın huzuruna çıkıp ondan kendisine buğday vermesini ister.Bir kaç gün orada misafir edilir.Gideceği zaman Hacı Bektaş haber saldı,

“Sorun bakalım ne ister, buğday mı nefes mi verelüm?Yunus,

“Ben nefesi neyleyeyim,bana buğday gerek.”diye cevap verdi.Hünkar ısrar etti,

“Varun Yunus’a söyleyün,alıcının(meyve türü) her tanesi için bir nefes verelüm“buyurdu.Yunus dedi,

“Ehl-i iyâlum var,nefes karın doyurmaz.Hacı Bektaş bırakmadı,

“Varun söyleyin alıcının her çekirdeği başına on nefes verelim.Yunus buna karşılık,

“Ben nefes neyleyim.Çoluğum çocuğum var,bana buğday gerek.”diye ısrar edince Hacı Bektaş isteği kadar buğday verdi.Yunus yola koyuldu yol boyunca kendisine sunulan teklifi düşündü.Niye bu kadar ısrar edilmişti nefes vermek için?Nihayet nefesin büyük bir nasip olduğunu fark etti ve geri döndü Hacı Bektaş‘ın huzuruna.Halifeler,

“Niçün geri geldün?” diye sordular.Yunus,

“Bana buğday gerekmez,o himmet olunan nasibi versinler”dedi.Yunus’un hali Hacı Bektaş‘a arz edildi,

“O iş şimden sonra olmaz.Biz o kilidin anahtarını Tapduk Emre’ye verdik,varsın nasibini ondan alsın.” Bunu duyan Yunus yola koyuldu vardı huzuruna.Tapduk Emre onu görünce,

“Safa geldin,halin bize mâlum olmuştu.Hizmet et,emek yetir,nasibini al.”dedi

Tapduk’un tapusunda kul olduk kapusunda

Yunus miskîn çiğ idük pişdük Elhamdüliilah

Aziz Mahmud Hüdayi tarafından derlenen Şeyh Üftade Hazretlerinin eseri olan Vâkıat’ta da bir takım rivayetler vardır:

Yunus ,Tapduk’a otuz yıl sadakatle hizmet etti.Odun taşımaktan sırtı yara oldu.Fakat kimseye belli etmedi.Şeyhi onu severdi.Bu diğer dervişlere ağır geldi.Şeyhin kızını seviyor da onun için bu ağır hizmete katlanıyor dediler.Bu dedikoduyu Tapduk‘a duyurdular.Tapduk,Yunus’un halini bilirdi.Onları doğru yola getirmek için,şüphelerini gidermek için,bi gün Yunus‘a hep düzgün odun getirmesinin sebebini sordu.Yunus “Doğru olmayan bu kapıya lâyık değildür”diye cevap verdi.Tapduk

“Söyle Yunusum söyle!”dedi.Yunus bu nefesin bereketiyle şair oldu.Sonra Tapduk ihvanlar yalancı olmasınlar,utanmasınlar diye,kızını da Yunus’a verdi.”

YUNUS’UN İMTİHANI

Ol dost bize gelmez ise ben dosta geri varayım

Çeküben cevr ü cefayı dostumun yüzün göreyim

Yunus’un otuz yıllık hizmetinin ardından kendisine bâtın âleminden bir şey açılmamıştı.O da kaçıp dağlara,kırlara düştü.Bir gün bir mağarada yedi ere rastladı.Onlarla arkadaş oldu.Her gece onlardan biri dua eder,duası bereketiyle bir sofra yemek gelirdi.Nöbet Yûnus’a geldi,o da dua etti.

“Yârabbi benüm yüzümü kara çıkarma.Onlar kimin hürmetine dua ediyorlarsa,onun hürmetine beni utandırma.”dedi.O gece iki sofra yemek geldi.

“Kimin yüzü suyu hürmetine dua ettin.”diye sordular.

“Önce siz söyleyin”dedi.Onlar “Biz Tapduk Emre‘nin kapısında otuz sene hizmet eden erin hürmetine dua ederiz”dediler.Yunus bunu duyunca ağlayarak Şeyhinin kapısına geri döndü.Ana Bacı’ya sığındı.”Aman beni bağışlat!” dedi.Ana Bacı dedi ki:Tapduk,sabah namazına abdest alak için çıkar.Kapı eşiğine yat.Üstüne basınca bu kim diye sorar.Ben Yunus derim.”Hangi Yunus?”derse bil ki gönlünden çıkmışsın.”Bizim Yunus mu?”derse ayaklarına kapanip kendini bağışlat.”Yunus‘un korktuğu olmadı ve o gün Tapduk Emre Yunus’u kendinden saydı.

Diğer bir rivayette ise şöyle anlatılır:

Yunus feyiz alamadım diye şeyhinden kaçtıktan sonra başından geçen macera üzerine kendi mertebesini anlamış,şeyhinin büyüklüğünü tasdik ederek dergaha dönmüş ve eşiğe yatarak kendisini affettirmişti.Fakat Tapduk,

“Mertebeni öğrendin,artık burada duramazsın.Asâmı attığım yere gider,orada ruhunu teslim edersin”demiş ve asâsını atmış.Yunus bu asayı tam beş yıl aramış sonunda Sarıköy’de bulmuş,orada ölmüştür.

YUNUS EMRE’NİN KAYIP ŞİİRLERİ

Ey dünyayı seven kişi, bir gün koyup gitmek gerek

Senin dileğinle değil, naçardır, ne etmek gerek.

Gözün ile gördüğünü, şol hasretin olanları

Akil isen an bunları, her kimseyi anmak gerek

Yunus öldükten sonra Molla Kasım adlı bir zat,onu şiirlerini şeriata aykırı bulduğundan bin şiirini suya atmış ,bin şiirini yakmış kalan bin şiirleri de tahrip ederken şu beyitle karşılaşmış:

“Derviş Yunus bu sözi eğir büğri söyleme
Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelür.”

Molla Kasım bu beyti okuyunca,Yunus‘un kerametini anlar fakat artık çok geçtir.Çünkü elinde yalnızca bin şiiri kalmıştır.Şimdi inanılır ki;bu şiirlerden yakılanları gökte melekler,denizdekiler balıklar,yeryüzündekileri ise Yunus âşıkları okumaktadır.

KAYNAKÇA:TATÇI,Mustafa VE Abdurrahman Güzel, Yunus Emre Hayatı-Eserleri,Ankara 1990

Bunu beğendiyseniz CİNS DERGİSİ yazımıza da göz atmalısınız.

BUNLARI DA SEVEBİLİRSİNİZ