Kitap/Dergi

EMILY BRONTE/ UĞULTULU TEPELER

“Onun ayağının altındaki toprağı,başının üstündeki havayı,dokunduğu her şeyi, söylediği her sözcüğü seviyorum.Her bakışını,her hareketini, onu bütünüyle,tümüyle seviyorum,işte bu kadar!”

Uğultulu Tepeler

İlk basımlarda “Rüzgarlı Bayır” olarak Türkçe’ye çevrilmişti kitap. Sonrasında “Uğultulu Tepeler” ismiyle okuyucuların kalbinde yer edinmeye başladı. Emily Bronte’ nin ablası Charlotte Bronte‘ nin Jane Eyre kitabını kendi üslubumla anlatmıştım daha önce. İki kardeşin romanını kıyaslamak söz konusu kitaplara elbette haksızlık olur. O yüzden karşılaştırmaya gitmeden bahsetmek istiyorum ‘Uğultulu Tepeler’ den.

Emily Bronte’ nin “Ellis Bell” takma adıyla ilk kez 1847 yılında yayımladığı kitap, yazarın tek romanıdır. Kendisi öldüğünde ablası Charlotte, eseri Emily’ nin kendi ismiyle 2. kez bastırıyor. (Ablalık böyle bir şey işte.) Kitap adını, hikayede yer alan malikanenin yakınındaki tepelerden alıyor. Söz konusu bu yerden her bahsedildiğinde o uğultular kulağınıza geliyor adeta. Betimlemeler o kadar doyurucu ki hem sizi sıkmıyor hem de hayal dünyanızı besliyor.

Roman; aşkın nefrete, masumiyetin intikama dönüşünü işliyor. Kim haklı? Ezen mi ezilen mi? Bir insanı, iyi ya da kötü yapan ölçüt nedir? Bunların cevabının iç içe geçtiği sürece sokuyor sizi. Yazar müdahale etmekten kaçınıp okuyucuyu olaylarla baş başa bırakıyor.Kitabın sonuna nasıl geldiğinizi anlamıyorsunuz bile

Hikaye, Bay Heathcliff etrafında şekilleniyor. Çocukluğundan günümüze o keskin duygusal geçişleri kusursuzca sergiliyor. Romantik bir aşk hikayesi beklemek pek doğru olmaz. Daha çok ruhsal bunalımlar, değişen hayatlar, beklenmedik olaylar. Dedim ya iyi ve kötü kavramlarını sorgulatıyor insana. O kırgınlıklardan, kızgınlıklardan belki de intikamlardan kendinize pay çıkarabilir ve hatta kendinizi bile bulabilirsiniz. “Ben olsam… ” diye başlayan cümlelerinizde bazen hak verecek bazen de karşısında duracaksınız karakterin. Bay Heathcliff kitabın son cümlesine kadar yanınızda oturup verdiğiniz tepkileri inceleyecek. Fikirlerinize önem verdiğinden değil. Zaten insanlara değer veren biri de değildir kendileri. Ama o kaba ve acımasız suratının arkasındaki küçük çocuğu ayrıntılarda fark ettiğinizde, okuyucunun gözünde haklı olmak istediğini de anlayacaksınız. Kaderin cilvesiyle değil de insanın nefretiyle oluşturulan bir karma nelere mâl oluyor ?

BUNLARI DA SEVEBİLİRSİNİZ

Yorum Yok

Yorum Bırak