Kitap/Dergi

CİNS DERGİSİ 53.SAYI

‘Uzun Bir Kırmızı Pazartesi’ye dönüşüyor dünyanın bütün günleri!

CİNS DERGİSİ,dolu dolu ve her okuyuşunuzda entelektüel seviyenizi bir adım ileri götürecek bir dergi diyebilirim.  Farklı farklı konular ve her biri kendi konusunca çok değerli. Otuz beş yazı bulunmakta. Burada en çok beğendiğim yazıları zikredeceğim. 

Güray Süngü;gözleri iki mavi arasında kalmış  genç Pîrî Reis’in doğurduğu fırtınayı hikayeleştirmiş:
“Üç yudumda içti bardaktaki fırtınayı.” 

Ahmet Sarı; insan hem bir bütün hem bir parça olmayı başarabilmeli diyor. “İnsan kendini Tanrı’ya, çekirdeğin meyveye kendini saplaması gibi saplamalıdır.”

Savaş Ş. Barkçin;“Geçti Batı’nın Pazarı” der ve ardından ABD’nin ‘Yalanı gerçek gibi sunma sanatı’na özenen ama bunu beceremeyen Çin’den bahseder. Benim açımdan çok bilgilendirici bir yazıydı. 

Serdar Bilir;“Modern İnsana Modern Ritüel Yaraşır” yazısında dinin gitgide kaybolmasıyla oluşan boşluğun yerini şöhretin nasıl doldurduğunu açıklıyor. “Medya ya da başka bir kanalla göz önüne getirilen görünür kılınıp arzulanan bir perspektifle sunulan şöhretler, modern çağın şeyhleri konumundadırlar.”

Ercan Yıldırım’ın “Tekinsizliğin açtığı özgürlük yolu” denemesinin neredeyse her bir paragrafını çizmişim.
“İnsan yürüyünce bile zincirleriyle yürüyor”
“Zincirlerimizi seçerek özgürleşebilir miyiz?”
“Akışkan bir hayata değil sürüklenen bir hayata sahibiz.”

İslâm Dalp’ın “Kayıtlar İçin Defter Tutmak” etkilendiğim bir anı yazısıydı. Necdet İşli gibi Shems Friedlander gibi insanların kayıt tutmayı seven insanlar gün içerisinde tanıştıkları kişilerin, üzerindeki kıyafetleri, gördüklerini mekanları, yedikleri yemekleri ince ince yazarlarmış. Daha sonra bunlar kutu kutu defter olmuş tabii. Yazar bu durumu;“Bu, deneyimlenen zamanın uçuculuğuna karşı yazı yoluyla direnme anlamı taşır.” diye yorumluyor. 

Muhammed Yazıcı’nın “Neden Yetim bir Peygamber?” adlı yazısı çok aydınlatıcıydı. Britannica Ansiklopedisini okumuş ve incelemiş olan Prof. Martin Eisenstadt, dünyayı yetimlerin yönettiği kanaatine varmış. Babası hayatta olan her insan kaç yaşına gelirse gelsin çocuktur. Ki peygamberimizin zamanında  baba bir kuşun kanadı gibiydi diyor yazar. İnsanlar babalarının adıyla anılıyordu.
“Kuş kuludur kanadının; konamaz yoksa” adlı şiiri alıntılayarak şöyle devam ediyor yazı:“Eğer bir kuş, kanatsız olduğu hâlde uçuyorsa bunun Allah’tan başka açıklaması yoktur.”

Sümeyye Özdemir’in “Modern Dünyanın Kayıp Ülkesi “Mutlulukistan”” denemesi, sanki dünyaya sadece mutlu olmaya gelmişiz gibi davranan medyaya karşı bir yazıdır.
“Gamdan gelen bereketi görmek için çabalamak, varlığımızı anlamlı hâle getirmek için büyük bir adım olacaktır.”

Ve onu tamamlayan yazı, Bilal Can’dan geliyor
“Modern insan her ne kadar kişisel egzersizleriyle sürekli zafere müptela edilse de onun daima içinde taşıdığı yenilme potansiyeli, insan her an zafere güdüleyen modern hayata tokat gibi bir cevaptır.”

Yusuf Genç’in “Oluyor Böyle Şeyler ‘Salaklık Endüstrisi’nde” ve Furkan Çalışkan’ın “Kalkışmanın Kısa Tarihi” adlı yazılarına derginin sayfasından bulabilirsiniz.

BUNLARI DA SEVEBİLİRSİNİZ